İçtihatlar

Terk İhtarı İle Eşinin Eve Dönmesini İstediğini İhtar Eden Kimse, İhtardan Önceki Kusurlu Davranışları Affetmiş Sayılır.

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2018/7965

Karar Numarası: 2019/472

Karar Tarihi: 04.02.2019

Terk ihtarı ile eşinin eve dönmesini istediğini ihtar eden kimse, ihtardan önceki kusurlu davranışları affetmiş sayılır.

Terk sebebiyle boşanma davası açılması Türk Medeni Kanununun 164. Maddesinde düzenlenmiş olup sıkı şartlara bağlı bir boşanma sebebidir. Bu maddeye göre;

“Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.

Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.”

Terkin şartları ise şu şekilde sıralanabilir;

  • Eşlerden biri ortak konutu terk etmelidir:
  • Terk en az altı ay sürmelidir:
  • Terk eden eşe hakim ya da noter aracılığıyla ihtarda bulunulmalı

Evi terk etmemiş olan eşin ihtarda bulunmasının sebebi terk eden kişinin eve dönmesinde bir sakınca olmadığı, eve dönerek evlilik birliğinin devamını istediğidir. Bu ihtarla eş, diğer eşin bu ihtardan önceki kusurlu davranışlarını ve terk fiilini affettiğini ortaya koymaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi de boşanma davalarında ihtardan önceki kusurlu davranışların ihtarla beraber affedilmiş olduğunu 2018/7965 Esas, 2019/472 Karar sayılı kararında; “Mahkemece davalı kadına kusur olarak yüklenen vakıalar davacı erkeğin terk ihtarı gönderme tarihinden önceye ait olduğuna göre, ihtar tarihinden önceki bu olaylara dayanılarak davalı kadına kusur yüklenemez. Bu ihtar isteğinden sonra da yeni bir olayın varlığı iddia ve ispat edilmemiştir.” Şeklinde ifade etmiştir.

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

Esas Numarası: 2018/7965

Karar Numarası: 2019/472

Karar Tarihi: 04.02.2019

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacı erkek TMK 166/1 maddesine dayalı olarak boşanma davası açmış, mahkemece davalı kadının tamamen kusurlu olduğu kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.

Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı kadının… Aile Mahkemesinin 2014/309 esas-2014/596 karar sayılı dosyasında 02.05.2014 tarihinde tedbir nafakası (TMK m.197) davası açtığı, mahkemece erkeğin, kadının maddi-manevi hiçbir sorunu ile ilgilenmediği, ihtiyaçlarını karşılamadığı tüm bu nedenlerle kadının abisinin yanına gittiği ve halen de abisinin yanında kaldığı, bakımını ve ihtiyaçlarını kadının abisinin karşıladığı, erkeğin ise hiçbir katkısının olmadığı, bu şekilde kadının ayrı yaşamakta haklı olduğu anlaşıldığından, kadının davasının kısmen kabulüne, kadın yararına aylık 400,00 TL tedbir nafakasına karar verildiği, erkek tarafından temyiz edilen hükmün Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 09.09.2015 tarih 2015/5486 esas – 2015/13775 karar sayılı ilamı ile onandığı, Doğanşehir noterliğinin 10.07.2014 tarih ve 02076 yevmiye numaralı evrakı içeriğinden ise, davacı erkeğin 10.07.2014 tarihinde davalı kadına eve dön ihtarında bulunduğu, eldeki davanın ise 29.09.2014 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Davacı erkek davalı kadına gönderdiği terk ihtarı ile davalı eşinin eve dönmesini istediğini bildirdiğine göre, davacı erkeğin, eşinin ihtar tarihinden önceki kusurlu davranışlarını affettiğinin, en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerekir. Mahkemece davalı kadına kusur olarak yüklenen vakıalar davacı erkeğin terk ihtarı gönderme tarihinden önceye ait olduğuna göre, ihtar tarihinden önceki bu olaylara dayanılarak davalı kadına kusur yüklenemez. Bu ihtar isteğinden sonra da yeni bir olayın varlığı iddia ve ispat edilmemiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda birlik görevlerini yerine getirmeyen davacı erkeğin tamamen kusurlu olduğunun kabulü gerekir.

Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde “evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerin her birinin boşanma davası açabileceği” hükme bağlanmıştır. Bu hükmü, tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamak ve değerlendirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2).

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki, bu sonuca ulaşılması tamamen davacı erkeğin tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken, yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 04.02.2019 (Pzt.)

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu