Genel Hukuki Bilgiler

İfade Verme ve Sorgulama Nedir?

Beyan delili, uyuşmazlık konusu olaya ilişkin açıklamalar olup bunlar şüpheliye, sanığa, mağdura ya da mağdur dışında kalan üçüncü kişilere (tanık) ait açıklamalardır. Ceza muhakemesinde gerçeğe ulaşmak maksadıyla soruşturma evresinde kolluk görevlileri ve Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde hakim ya da mahkeme bu delil türüne başvurur.

Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre “ifade verme” şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesi demektir. “Sorgu”, şüpheli veya sanığın hakim veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesini ifade eder.

Şüpheli, soruşturma evresinde; sanık, kovuşturmanın başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadarki süreçte suç şüphesi altında bulunan kişiyi ifade eder.

İfade Verme veya Sorgulama Sırasında Haklarınız Nelerdir?

Ceza muhakemesinde ifade ve sorguya ilişkin kurallar tanık dinlenmesine ilişkin kurallardan farklıdır. Tanığın doğruyu söyleme ve yemin gibi yükümlülükleri varken eziyete maruz bırakılma gibi durumlar düşünülerek sanığa doğruyu söyleme yükümlülüğü yüklenmemiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İfade ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesine göre şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında aşağıdaki esaslara uyulur:

a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla yükümlüdür.

b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.

c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.

d) 95 inci madde hükmü saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir.

e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.

f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.

g) İfade verenin veya sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.

h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında, teknik imkânlardan yararlanılır.

i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:

1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih.

2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği.

3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise nedenleri.

4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.

5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.

İfade Alma ve Sorguda Yasak Usuller

Anayasamızın 17. Maddesinin 3. fıkrasında “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” denmektedir. Bu hüküm ile insan onurunun korunması hususu normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan anayasamız ile güvence altına alınmıştır.

Devlet faaliyetlerinin hukuk kuralları ile bağlı olduğu hukuk devletlerinde bu faaliyetler esnasında kişilerin eziyet, işkence ve insan onuruna yakışmayan muamelelere maruz bırakılması yasaklanmıştır. Yine Anayasamızın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğu vurgusu yapılmıştır. Bu sebepledir ki yargılama faaliyetleri esnasında kişinin insan onuru ile bağdaşmayan yöntemlerle karşılaşmasının önüne geçilmiştir. Ceza yargılaması sırasında her ne kadar hürriyeti kısıtlayıcı tedbirlerle karşılaşabilecek olsa da bu tedbirler insan haklarının özüne dokunmamalıdır.

CMK’nın “İfade alma ve sorguda yasak usuller” başlıklı 148. maddesinde:

“(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.

(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.

(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.

(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.

(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir.” denilmektedir. Bu yasaklar tadadi olarak sayılmış olup bunlara başkalarının da eklenebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Kötü davranma, ilaç verme, yorma, işkence, aldatma, cebir ve tehditte bulunma, kanuna aykırı vaatte bulunma gibi yöntemler de 148. Maddede sayılan yasak usullere eklenebilir.

Bu yasaklamalarla amaçlanan iki şey vardır. İlki bu yöntemlerin insan hakları ve insan onuru kavramları ile bağdaşmaması diğeri de bu yöntemlerle elde edilecek ifadenin sanığın baskı altında olması nedeniyle gerçekler yerine sorgulayanın fikrini yansıtabilecek olmasıdır.

Yasak Usullerle Elde Edilen Beyan Değerlendirmeye Tabi Tutulabilir Mi?

Hukuk normlarına aykırı olarak elde edilmiş her türlü delil, hukuka aykırı delildir. Anayasa’nın 38/6. maddesinde “Kanuna aykırı elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği” öngörülmüştür. Hukukumuzda hukuka aykırı delil elde etmek de bu delili değerlendirmek de yasaklanmıştır.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2010/30146 E. 2011/6501 K. numaralı ve 05.05.2011 tarihli kararında “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası´nın 38/6 maddesi uyarınca Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez hükmü ile 5271 sayılı CMK’nun 148/. ve 5. fıkralarında yer alan müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz ve şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılabilir, hükümlerine aykırı şekilde sanığın başkaca kesin, yeterli, inandırıcı ve hukuki kanıtlarla desteklenmeyen kolluk anlatımının hükme esas alınarak sanığın atılı suçlardan beraatı yerine yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmesi kanuna aykırıdır.” diyerek 148. maddedeki hususu açık bir şekilde ifade etmiştir.

Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi

Doktrinde ve uygulamada tartışmalı olan bir diğer konu hukuka aykırı bir delile bağlı olarak elde edilen başka bir delilin değerlendirmeye esas alınıp alınamayacağıdır. Örneğin kişi ifade vermesi esnasında işkenceye maruz kaldığı için suç aletinin yerini söylemiş ve bu suç aletinin incelenmesiyle yeni deliller elde edilmişse bu delillerin değerlendirilebilip değerlendirilemeyeceği sorunu ortaya çıkmaktadır. Anglo-Amerikan hukuk sisteminde bu durum “zehirli ağacın meyvesi” olarak adlandırılmış, zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir denilerek hükme esas alınmasının önüne geçilmiştir.

Hukukumuzda, Yargıtay bu tip durumlarda somut olayın gereğine uygun şekilde karar verilmesi gerektiğini uygun görmüştür.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu