Genel Hukuki Bilgiler

AB Üyelik Süreci

GİRİŞ

Avrupa Birliği’ne üyelik süreci Türkiye gündemini uzun süredir meşgul etmektedir. Avrupa Birliği 1957 Roma Anlaşması ile kurulmuş, dinamik bir sistem olarak tanımlanabilir. Tarihsel süreç dikkate alındığında iki cihan harbi ile yüzleşen Avrupa, barış, istikrar ve ekonomik gelişmeyi sağlayabilmek amacıyla, uluslararası işbirliği modeli olarak ortaya çıkmıştır. Birlik öncelikle savaş sanayiinde kullanılacak hammaddelerin kontrolü sağlamak istenmiş, daha sonra ise gümrük birliği ve ekonomik işbirliğini hedeflemiştir. Tüm bunların sonunda ise Avrupa’da siyasi birliğe geçilmiştir. Günümüzde ise güvenlik ve dış politika alanında yakın işbirliği ilişkisi içermektedir.

Türkiye’nin Avrupa ile ilişkisi cumhuriyetin kurulmasından önce de pek tabii mevcuttu. XVII. Yüzyıla kadar Türk kimliğinin Avrupa’da tehdit olarak algılanmıştır. Aynı yüzyılın ortalarından itibaren ise Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle hukuk alanında yapılan reformlar nedeniyle farklı konumlandırılmaya başlanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ile ilişkisi ise ülkemizin stratejik konumu nedeniyle güvenlik ihtiyacı ve kalkınma gereksiniminden hareketle 1950’lerden itibaren başlamıştır. Türkiye, tanzimattan bu yana yüzünü batıya dönmüş dünyadaki tek müslüman ülkedir. Cumhuriyetin gereği olarak Türkiye, laik ve demokratik ilkeleri benimsemiş, bu özelliğiyle de İslam dünyasında ekonomik, politik, sosyal ve kültürel açıdan en gelişmiş ülkeler arasında yer almaktadır.

Avrupa Birliği sürecinin Türkiye’ye sağladığı katkılar, literatürde ekonomi, demokrasi, hukuk, eğitim vb. alanlarda incelenmiş ve farklı görüşler doğmuştur.

Bu çalışma, ülkemizin Avrupa Birliği sürecindeki yolculuğunu tarihsel, hukuki ve uluslararası ilişkiler açısından ele alarak, bugüne kadar iktidara gelen tüm siyasi aktörlerin paylaştığı bir hedef olması bakımından sürdürülen politikanın değerlendirilmesini amaçlamaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ

1. Doğuşu ve Tarihsel Gelişimi

Avrupa kıtası geçmişte kanlı savaşlara sahne oldu, bu savaşlarda birçok insan hayatını kaybetti. İkinci Dünya Savaşı esnasında totaliter rejimlere karşı direniş hareketleri sonucunda, Avrupalı lider ve düşünürler, barışın korunabilmesinin tek yolunun ülkelerin ekonomik ve siyasi yönden birleşmesi olduğu fikrini geliştirdiler.

Uluslararası ekonomik ve siyasal sistemin işleyişi için bir çeşit uluslararası düzenleme sistemi gerekmektedir. Ulus devletler de bu tür bir düzenleme sisteminin parçası olan ulus ötesi yönetim mekanizmalarının meşruiyet temeli görevi görmekte ve bu mekanizmaların hesap vereceği birimler olmakla görevlendirilmektedir.[1] (Akdoğan, 2010)

Bu bağlamda AB’nin temeli, iki temel hammadde olan kömür ve çelik sektörünü güçlendirmek ve uluslarüstü bir otorite ile kontrol etmek amacıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun kurulmasıyla atılmıştır. AKÇT 18 Nisan 1951 yılında Belçika, Hollanda, Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya arasında akdedilen Paris Anlaşması ile kurulmuştur. Söz konusu Topluluğun Yüksek Otoritesi’nin ilk başkanı ise, Schuman Deklarasyonu’na ilham veren bu fikrin sahibi Jean Monnet oldu. Böylece, savaşın ham maddeleri olan kömür ve çelik, barışın araçları oluyor; dünya tarihinde ilk defa devletler kendi iradeleri ile egemenliklerinin bir kısmını ulusüstü bir kuruma devrediyordu.[2]

Yine bu ülkelerin imzaladığı 25 Mart 1957 tarihli Roma Antlaşması ile bir başka topluluk daha, Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) eklendi ve bu anlaşmayla, aynı tarihte Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulmuş oldu. 1958’de yürürlüğe giren Roma Antlaşması üye ülkeler arasında önce gümrük birliğini, yani malların gümrük vergisi ödenmeksizin üye ülkeler arasında serbestçe alınıp satılmasını öngörmüştür. Bu yapının oluşturulması  nın öncüleri, Fransız Planlama Teşkilatı Başkanı Jean Monnet ve Dışişleri Bakanı Robert Schuman olmuştur. Jean Monnet ve ekibinin titizlikle hazırlamış olduğu ve Robert Schuman’ın 9 Mayıs 1950’de ilan ettiği metin “Schuman Bildirgesi” adını alacak ve daha sonraları 9 Mayıs, Avrupa Günü olarak kabul edilecekti.

Ancak Roma Antlaşması’nda nihai hedef sadece ekonomik değil ortak tarımulaştırmarekabet gibi diğer birçok alanda ortak politikalar oluşturulması, ekonomik politikaların yakınlaştırılması, ekonomik ve parasal birlik kurulması, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası oluşturulmasıdır. Belirtilen bu amaçlara, süreç içerisinde daha sonra imzalanacak olan diğer anlaşmalarla aşamalı olarak ulaşılmaya çalışılmıştır. Şu an itibarıyla, Maastricht Antlaşması (1992) (Avrupa Birliği’ni kuran antlaşma sayılmaktadır), Amsterdam Antlaşması (1999) ve Nice Antlaşması (2003) sonrasında Avrupa Birliği, bazı üyeler dışında parasal birliğe girmiş (Euro), Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikasını benimsemiş, Adalet ve İçişlerinde, suça ilişkin konularda Polis ve Hukuk iş birliğine karar vermiştir.[3] Böylece birliğin, Avrupa Toplulukları (AKÇT, AET ve EURATOM), Ortak Dışişleri Güvenlik Politikası ile Adalet ve İçişleri olmak üzere üç yapıdan oluştuğu görülmektedir. Kuruluşundan bu yana, yeni üyelerin katılımıyla büyümüş ve gücünü artırmıştır. Yasal yapısını güçlendirmek ve iyileştirmek adına 2007’de Lizbon Antlaşması’nı imzalamıştır.

2. Üyeler

AB’nin “altılılar” olarak anılan Belçika, Hollanda, Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya’nın ardından ilk genişleme dalgası 1973 yılında Birleşik Krallık, Danimarka ve İrlanda’nın katılmasıyla gerçekleşmiştir. 1981 yılında Yunanistan ve 1986 yılında da İspanya ve Portekiz’in dahil olmasıyla güneye doğru genişlemiştir. 1995 yılında, Avusturya, Finlandiya İsveç’in katılımıyla, Avrupa Birliği’nin üye sayısı 15’e yükselmiştir.

2004 yılında, Avrupa Birliği’nin tarihindeki en büyük genişleme dalgası gerçekleşti ve 10 yeni ülke (Çek Cumhuriyeti, Estonya, GKRY, Letonya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya) Avrupa Birliği’ne katıldı. 2007 yılında, Bulgaristan Romanya’nın katılımıyla AB’nin üye sayısı 27’ye yükselmiştir. 2013 yılında Hırvatistan’ın katılımıyla Avrupa Birliği’ne üye devlet sayısı 28’e ulaşmıştır.

AB’den ilk kopuş Birleşik Krallık’ın ayrılmasıyla gerçekleşmiştir. Birleşik Krallık halkı, 2016 yılında yapılan referandumda %52 oyla birlikten ayrılmaya (Brexit) karar vermiştir. Birleşik Krallığın birlikten resmi olarak çekilmesi ise 2020 yılını bulmuştur.

Günümüzde AB, yirmi yedi ülkeden oluşan, devletlerarası ve çok uluslu bir oluşum, siyasi ve ekonomik bir örgütlenmedir.

Üyeler

 

1957

·        Belçika

·        Fransa

·        Hollanda

·        Lüksemburg

·        Almanya

·        İtalya

1973 

·        Danimarka

·        Birleşik Krallık

·        İrlanda

1981

·        Yunanistan

1986

·        İspanya

·        Portekiz

  1995 

·        Avusturya

·        Finlandiya

·        İsveç

 2004

·        Çekya

·        Estonya

·        Kıbrıs Cumhuriyeti

·        Letonya

·        Litvanya

·        Macaristan

·        Malta

·        Polonya

·        Slovakya

·        Slovenya

 2007

·        Bulgaristan

·        Romanya

 2013

 ·        Hırvatistan

2020

·        Birleşik Krallık

           

 Aday Ülkeler ve Olası Adaylar

·        Arnavutluk

·        İzlanda

·        Karadağ

·        Kuzey Makedonya

·        Sırbistan

·        Türkiye

·        Bosna Hersek

·        Moldova

·        Ukrayna

·        Kosova

Tablo 1 – Birliğin Gelişimi

3. Yapısı

Avrupa Birliği, görev ve yetkileri antlaşmalarla belirlenen 7 ana kurumdan oluşmaktadır. Bunlar; Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği Zirvesi (Summit), Konsey (Bakanlar Konseyi), Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Sayıştayı ve Avrupa Merkez Bankası’dır.

Avrupa Birliği, amaçlarını ve değerlerini gerçekleştirip geliştirecek ve Birliğin, vatandaşlarının ve üye devletlerin çıkarlarına hizmet edecek tek bir kurumsal çerçeveye sahiptir. Avrupa Birliği Antlaşması’nın 13. maddesi uyarınca Birlik kurumları:[4]

3.1 Avrupa Parlamentosu

Avrupa Parlamentosu, AB kurumları içinde doğruda halk tarafından seçilen organdır. AB üyesi ülkelerin vatandaşları olan Avrupa vatandaşları beş yılda bir yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oy kullanabilirler. Son Parlamento seçimi 2019 yılında yapılmıştır. Parlamento, bugün için Avrupa Birliği’ne üye 27 devletin toplamda 705 temsilcisinden oluşuyor.

3.2 Avrupa Komisyonu

Avrupa Komisyonu, yasama sürecini başlatan, ayrıca Birliğin yürütme organı olarak AB müktesebatını, bütçeyi ve programları uygulamaktan ve idari denetimden sorumlu kurumdur. Avrupa Komisyonu, her bir üye devletten bir kişinin yer aldığı, 5 yıl için seçilen 27 üyeden oluşur. Bu kişilere “komiser” adı verilir.

3.3 Avrupa Birliği Konseyi

Konsey, Avrupa Birliği üyesi devletlerin hükümetlerinde görev yapan bakanlardan oluşur. Konsey, Avrupa Birliği içinde üye devletlerin ulusal çıkarlarının temsil edildiği organdır. Konsey toplantılarına, karara bağlanacak konu doğrultusunda üye devletleri temsilen ilgili bakanlar katılır.

3.4 Avrupa Birliği Zirvesi

Avrupa Birliği Zirvesi, Avrupa Birliği’ne üye devletlerin başbakanları veya devlet başkanları ile Avrupa Birliği Zirvesi Başkanı ve Avrupa Komisyonu Başkanı’nın katılımı ile meydana gelir. Yılda dört defa toplanan Zirve, Birliğin gelişmesi ve Avrupa’nın bütünleşmesi doğrultusunda öncelikleri ve temel politikaları belirleyen kararlar alır.

Avrupa Birliği Zirvesi

3.5 Avrupa Birliği Adalet Divanı

Avrupa Birliği Adalet Divanı, Avrupa Birliği’nin yargı organıdır ve Adalet Divanı, Genel Mahkeme ve uzmanlık mahkemeleri olmak üzere üçlü bir yapıdan oluşur. Adalet Divanı’nın temel amacı, Avrupa Birliği hukukunun Avrupa Birliği içerisinde, her yerde aynı şekilde yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlamaktır.

3.6 Avrupa Sayıştayı

Avrupa Sayıştayı, Birliğin tüm gelir ve giderlerini inceyen, işlemlerinin hukuka ve usule uygunluğunu temin eden organdır. Sayıştay denetimi, gelir ve giderlerin hukuka uygunluğu ile düzenliliğini ve iyi bir mali idareyi sağlamaya yöneliktir. Avrupa Sayıştayı her bir üye devletten birer kişi olmak üzere 27 üyeden oluşmaktadır.

3.7 Avrupa Merkez Bankası

Avrupa Merkez Bankası, tüzel kişiliğe sahip bağımsız bir AB organıdır. Görevi, para birimi olarak Avro’yu kullanan AB üyesi ülkelerden oluşan Avro bölgesinde fiyat istikrarını sağlamaktır. Bu görevini üye devletlerin merkez bankaları ve Avrupa Merkez Bankası’ndan oluşan Avrupa Merkez Bankaları Sistemi içinde yerine getirir.

4. Hukuki Yapısı

Avrupa Birliği Kurucu Antlaşmaları ile oluşturduğu hukuki yapısıyla klasik uluslararası örgütlerden farklılık göstermektedir. Bu bağlamda en farklı özelliği üye ülkelerin iç hukukuna doğrudan ve derhal uygulanabilir düzenlemeler ile tesir edebilmesidir.

AB Kurucu Antlaşmalarının kaynaklık ettiği AB bünyesindeki normlar bütünlüğü, AB hukukunu oluşturmaktadır. Bu hukuk normları bütünlüğü Avrupa Birliği’ni aynı zamanda süpranasyonel karakterli de kılmaktadır. (Reçber, 2004: 63)[5]

Süpransiyonel örgütler, bağımsız olarak düzenleyici normlar çıkarabilme yetkisine sahiptirler. Örgüt tarafından çıkarılan normlar üye devletlerin aynı konuyla ilgili normlarından önceliklidir. Bu normlar üye devletlere derhal tesir eder ve uygulanır.

Birliğin hukuk kuralları siyasi hedefleriyle birlikte müktesebatını oluşturur ve bu müktesebata uymak birliğe katılmanın temel koşullarından biridir. Birlik hukuku, yazılı şekilde sadece Birlik Resmi Gazetesi’nde yayımlanmaktadır. Günümüzde birlik mevzuatına ücretsiz olarak internet üzerinden erişim sağlanabilmektedir.

AB hukukunun kaynaklarını genel ve soyut olarak birincil (asli/ primer) normlar, ikincil (türeme/sekunder) normlar ve genel hukuk ilkeleri şeklinde belirlemek mümkündür.

Birincil hukuk normları temelde üye devletlerin ve Birlik organlarının hak ve yükümlülüklerini düzenlemektedir. Fakat bazı düzenlemeler belirli koşullar altında gerçek ve tüzel kişilikler için de doğrudan geçerlilik kazanmıştır. (Thiele, 2014: 103, 104) AB Antlaşması ve ABİ Antlaşması, Birliğin Kurucu Antlaşmaları olarak, Birlik anayasal düzeninin temellerini oluştururlar. Bununla birlikte birliğe katılma anlaşmaları, yazılı olmayan temel hukuk metinleri ve imzalanan uluslararası anlaşmaları da kapsamaktadır.

İkincil/secondary hukuk normları, birincil hukuktan çıkmaktadır. İkincil mevzuat, birliğin organları tarafından oluşturulan hukuki işlemlerdir. Birliğin bu yetkisi kurucu antlaşmalara dayanır. İkincil mevzuat tüzük, yönerge, karar, tavsiye ve görüşlerden ibarettir.

5. AB Hukuku ile Ulusal Hukuk İlişkisi

Birlik hukukuna ulusal hukuk karşısında öncelik, üstünlük verilmektedir. Bunun sonucu olarak iki hukuk kuralı arasında uyuşmazlık hasıl olduğunda birlik kurallarının esas alınması gerekmektedir. Buradaki üstünlük sadece somut olaya ilişkin olup, ulusal normun geçersizliğine ilişkin değildir.[6]

6. Karar Alma ve Yasama Süreci

AB birliğin hedeflerine ulaşmak için antlaşmalarla çerçevelenen yetkiler doğrultusunda prosedürlere uygun hareket etmektedir. Bu bağlamda, üye devletler üzerinde bağlayıcı kurallar, düzenlemeler yapma, önlemler alma yetkisine haizdir.

Avrupa Birliği yasama faaliyetlerinin ana kurumudur; Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi’nin farklı görevleri vardır. Yasama sürecinde, bu kurumların farklı görev, sorumluluk ve yetkileri olmasına rağmen, işbirliği içinde hareket ederler. (AB, 2011).

Avrupa Birliği, karar alma süreçlerini olağan yasama ve özel yasama prosedürleri ile yürütmektedir. İstişare prosedürü ve onay prosedürü aynı zamanda özel yasal prosedürlerdir ve istisnalardır. AB’de karar alma için genel prosedür olağan yasama prosedürüdür. Bu prosedürde parlamentoya, meclis ile birlikte karar alma süreci ile birlikte yasama aşamasında veto etme hakkı verilmiştir. Bu prosedüre göre, yasama teklifi görevlendirilir, ancak yasama süreci Parlamento ve Konsey tarafından birlikte yürütülür. (AB, 2011).

AB’deki yasama faaliyetleri sırasında, teklif, kural Avrupa Komisyonu tarafından tasarlandıktan sonra Konsey ve Parlamento’ya sunulacaktır. Bu bağlamda, bazı danışma organlarından tavsiye almak gerekebilir. Örneğin, Ekonomik Komite, Sosyal Komite ve Bölgeler Komitesinden görüş almak. Parlamentonun ve Konseyin kararlaştırdığı öneri Konsey tarafından kararlaştırılır (AB, 2011).

TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ

1. Türkiye’nin Başvuru ve Adaylık Süreci

Türkiye’nin AB ile ilişkileri 1959 yılında AET’ye yaptığı ortaklık başvurusuyla başlar. 12 Eylül 1963 tarihinde ise başvuru, Ankara Antlaşması’nın imzalanmasıyla ortaklıkla sonuçlanır. Bu ortaklık ilişkisinin nihai hedefi, Türkiye’nin birliğe tam üyeliğidir.

Bunu 1970 yılında imzalanan Katma Protokol izlemiştir. Türkiye’nin, sonradan Topluluk üyesi olan birçok ülkeden daha önce Topluluk ile ilişkilerini başlatmış olan bu iki önemli belge, o tarihlerden sonra ve 17 Aralık 2004 tarihli Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi sonrasında hâlen devam etmekte olan süreçte Türkiye–AB ilişkilerinin hukuki dayanaklarındandır.

Tam üyelik müzakereleri 3 Ekim 2005’te başladı. İlerleme yavaştı ve katılım sürecini tamamlamak için gerekli olan 35 Fasıldan sadece 16’sı açılmış ve biri Mayıs 2016’ya kadar kapatılmıştı. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki 2016 başlarında yapılan mülteci anlaşması, önceki durgunluktan sonra müzakereleri hızlandırmayı ve Türklerin Avrupa’da vizesiz seyahat etmesini sağlamayı amaçlıyordu.

2016’dan beri katılım müzakereleri durdu. AB, Türkiye’yi insan hakları ihlalleri ve hukukun üstünlüğü konusundaki eksikliklerle suçladı ve eleştirdi. 2017’de AB yetkilileri, planlanan Türk politikalarının AB üyeliği için Kopenhag kriterlerini ihlal ettiğini ifade ettiler. 26 Haziran 2018’de AB Genel İşler Konseyi, “Türkiye, Avrupa Birliği’nden giderek uzaklaşıyor. Bu nedenle Türkiye’nin katılım müzakereleri fiilen durma noktasına geldi ve başka fasılların açılması veya kapanması düşünülemez ve bu konuda daha fazla çalışma yapılamaz. AB-Türkiye Gümrük Birliği’nin modernizasyonu öngörülmektedir.”[7]

Türkiye’nin Başvuru ve Adaylık Süreci

 

Türkiye AB Kronolojisi
TarihAçıklama
1959Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) ortaklık için başvurdu.
1963Türkiye’ye tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık antlaşması imzalaması önerildi ve 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara’da Ortaklık Antlaşması (Ankara Anlaşması) imzalandı. Ayrıca, Topluluğun Türkiye’ye parasal yardım yapması amacıyla düzenlenen I. Mali Protokol imzalandı.
1970Katma Protokol ve II. Mali Protokol imzalandı.
1972Ortaklık antlaşması’nın Topluluğa katılacak yeni ülkelerce de kabulünü sağlayacak Türkiye – AET müzarekeleri başladı.
1973Katma Protokol yürürlüğe girdi. Türkiye – AET genişleme görüşmeleri uzlaşmayla sonuçlandı. I. Genişleme Anlaşması (Tamamlayıcı Protokol) Ankara’da imzalandı.
1977III. Mali Protokol imzalandı.
1978Türkiye, Dördüncü Beş Yıllık Plan süresince yükümlülüklerinin dondurulması ve aynı dönem için yaklaşık 8 milyar dolarlık yardım talebinde bulundu.
1982Türkiye geçiş dönemindeki yükümlülüklerini yerine getiremedi ve 1978-1988 yılları arasında gümrük indirimleri durduruldu. 1980 askeri darbesiyle ilişkiler kesintiye uğradı.
1986Türkiye – AET Ortaklık Konseyi toplandı. Böylece 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren kesintiye uğramış olan Türkiye – AET ilişkilerinin canlandırılması süreci başladı.
1987Türkiye, Ankara Antlaşması’nda öngörülen dönemler henüz tamamlanmamış olmasına karşın, yine bu anlaşmaya dayanarak 14 Nisan 1987’de tam üye olmak üzere başvurdu.
1989AT Komisyonu Türkiye’nin tam üyelik başvurusuna ilişkin görüşünü 1989 yılında vererek, Topluluğun kendi iç pazarı tamamlanmadan yeni bir üye alamayacağını ifade etti. Bu nedenle üyelik müzakeresi için tarih belirlenemedi ancak Ortaklık Anlaşması çerçevesinde ilişkilerin yürütülmesi sürdürüldü.
1995Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nin gerçekleştirilmesi ile ilgili ve Gümrük Birliği döneminde uygulanacak usul, esas ve süreleri belirleyen kararlar Ortaklık Konseyi’nde kabul edilerek Avrupa Parlamentosu’na (AP) iletildi ve onaylandı.
1996Türkiye, AB ile entegrasyonunda 22 yıl süren “Geçiş Dönemi”ni 31 Aralık 1995 tarihinde tamamlayarak, 1.1.1996 tarihi itibarıyla, tam üyelik sürecinde “Son Dönem”e, sanayi ürünlerinde ve işlenmiş tarım ürünlerinde sağlanan Gümrük Birliği ile girmiş oldu.
1997 Avrupa Birliği’nin Lüksemburg’da gerçekleştirdiği devlet ve hükümet başkanları zirvesi sonucunda ilk genişlemede üye olacak ülkeler belirlendi. Türkiye aday ülkeler arasında yer almadı, ancak, tam üyeliğe ehil olduğu teyid edildi. “Türkiye için Avrupa Stratejisi” başlıklı bir çalışma hazırlanması ve ilişkilerin geniş kapsamlı bir şekilde geliştirilmesi öngörüldü. Ancak, Türkiye diğer aday ülkelerden ayrı tutulmasından kaynaklanan rahatsızlığını dile getirerek AB ile olan siyasal ilişkilerini askıya aldı.
1999 Askıya alınan ilişkiler Helsinki’de gerçekleştirilen Avrupa Konseyi Zirve Toplantısında Türkiye’nin “resmi aday statüsü” kazanmasıyla yeni bir boyut kazandı.
2000Adaylık statüsünün tanınmasıyla Türkiye’nin Topluluk programlarına katılımı aşamalı olarak başlatıldı.
2001AB, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ne uyumu ve Topluluğun mevzuatına uyumu için uzun ve kısa vadeli öncelikler içeren Katılım Ortaklığı Belgesi’ni (KOB) kabul etti. Bu belge temel alınarak gerçekleştirilecek reformları ve uygulamaları bir takvime bağlayarak tam üyelik yolunda ilerlemeyi sağlayacak programı içeren Türkiye Ulusal Programı ABGS tarafından hazırlandı.
2001Ayrıca aynı yıl Leaken Zirvesi’nde Türkiye’nin katılım müzakerelerine yaklaştığı ve AB’nin geleceği ile ilgili konvansiyon çalışmalarına katılacağı da ilan edildi.
2002Avrupa Birliği (AB) Genel Sekreterliği’nce hazırlanan, Adalet Bakanlığı’nca son şekli verilen AB’ye uyum sürecinde çeşitli yasalarda değişiklik yapan teklif, 3 Ağustos 2002’de TBMM’de kabul edildi. Bu uyum yasalarıyla idam cezası da kaldırılmış oldu.
2002Yıl sonunda Kopenhag Zirvesi’nde Birlik, Türkiye’yi, reform sürecini hızla sürdürmesi yönünde teşvik etti. Zirve’de, Aralık 2004’te AB Komisyonu’nun rapor ve önerisine dayanarak Türkiye’nin Kopenhag siyasal kriterlerini yerine getirdiğine karar verildiği takdirde, katılım müzakerelerinin başlatılacağı kararlaştırıldı. Ayrıca Türkiye için katılım-öncesi yardımların “önemli ölçüde” artırılması kararlaştırıldı.
2003Selânik Zirvesi’nde Türkiye’nin, gerçekleştirdiği önemli reformlarla AB üyeliğine daha da yakınlaştığı vurgulandı ve siyasal kriterlerin yerine gelmesi durumunda 2004 sonunda Türkiye ile müzakerelerin başlatılacağı bir kez daha yinelendi.
200417 Aralık 2004’te Brüksel’deki AB Konseyi Zirvesi’nde, Avrupa Komisyonu’nun 6 Ekim 2004’te hazırladığı rapor ve öneri kararı doğrultusunda Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde başlamasına oybirliğiyle kabul edildi.
2005Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde yaptığı reformlar ve anayasa değişiklikleriyle Kopenhag Kriterleri’ni tamamladığı, Şubat 2005’teki AB Brüksel zirvesinde belirtildi ve Avrupa Parlamentosu tarafından onaylandı. Türkiye, 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başladı.
2006Güney Kıbrıs ile yaşanan anlaşmazlıklardan ötürü 8 müzakere başlığı durduruldu.

Tablo 2 – Türkiye AB Kronolojisi[8]

2. Müzakere Süreci

Türkiye’nin 1963 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile başlayan Avrupa serüveni, siyasi istikrarsızlıklar, darbeler, muhtıralar gibi etmenler yüzünden sekteye uğramış, 1987 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğuna tekrar tam üye olmak için başvuru yapılmıştı.Yıllar süren bu serüven 1999 yılına gelindiğinde Helsinki’de yapılan zirve ile Türkiye’ye aday ülke statüsü verilmesi ile canlanmış, 2004 yılında Brüksel’de yapılan zirvenin ardından Türkiye’nin 3 Ekim 2005’te müzakere sürecine başlayacağı karara bağlanmıştı. 6 Ekim 2004 tarihinde yayınlanan ilerleme raporunda Türkiye ile müzakerelerin başlaması için gerekli siyasi kriterlerin yerine getirildiği ve müzakere sürecinin başlatılabileceği değerlendirmesi yapılmıştı. (Avrupa Birliği 2004 İlerleme Raporu, 4) Türkiye tarafından heyecan yaratan bu gelişme, 50 yıllık rüyanın sonucuna belki de en çok yaklaşılan dönemine girilmesi anlamına geliyordu.

3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’da yapılan zirvede Türkiye ile müzakere süreci başlatılmıştır. Müzakerelerin nasıl yürütüleceği yine aynı tarihte karar bağlanan Müzakere Çerçeve Belgesi’nde detaylı olarak açıklanmıştır[9]. Müzakereler, 20 Ekim 2005’te başlayan Tarama Süreci ile fiili olarak başlatılmıştır. Tarama süreci, AB tarafından belirlenen 35 fasıldaki tüm başlıkların değerlendirilmesini kapsar ve hangi fasılda ülkenin hangi durumda olduğunu ortaya koyan bir süreçtir. Tarama süreci yaklaşık bir yılın ardından 13 Ekim 2006 tarihinde tamamlanmış ve ayrıntılı bir tarama takvimi üzerinde anlaşmaya varılmıştır.

Fasıllar, müzakere süresince AB Konseyi tarafından aday ülkelerin kriterleri yerine getirebilme durumuna göre açılır ve yine Konsey tarafından her fasıl için ayrı ayrı yapılan değerlendirmelerde kapanış kriterlerini yerine getirmiş olma durumuna göre geçici olarak kapatılır. Üye ülkelerden sadece bir ülke dahi ilgili faslın açılışını veya kapanış ile ilgili olumsuz görüş beyan ederse ilgili faslın açılmasını ya da kapanmasını engelleyebilmektedir. Tarama sürecinin devam ettiği dönemde 12 Haziran 2006 tarihli Zirve’de “Bilim ve Araştırma” başlıklı fasıl açılmış ve geçici olarak kapatılarak ilk kapatılan fasıl olmuştur. Türkiye’nin katılım müzakerelerinde 16 fasıl hâlihazırda müzakereye açılmış, yalnızca bir fasıl geçici olarak kapatılmıştır.

AB Konseyi ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) engellemeleri nedeniyle 14 fasıl bloke edilmiş durumdadır. AB Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyinde 11 Aralık 2006 tarihinde alınan karar uyarınca EK Protokol’ün uygulanması 8 fasıl için açılış, diğer tüm fasıllar için ise kapanış kriteri olarak belirlenmiştir. Bu nedenle Bilim ve Araştırma başlıklı fasıldan sonra müzakereye açılan hiçbir fasıl geçici olarak kapatılamamıştır. Söz konusu kararda, “Konsey, Türkiye, AB-Türkiye Ortaklık Anlaşması Ek Protokolünde yer alan ve Kıbrıs, Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil olmak üzere on üye ülkeyi kapsayacak şekilde genişleyen taahhütler için gümrük birliğini yerine getirmiştir.” ifadesi yer almıştır.

11 Aralık 2006 tarihli Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi kararı ile; Malların Serbest Dolaşımı (1), İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunumu Serbestisi (3),Mali Hizmetler (9), Tarım ve Kırsal kalkınma (11), Balıkçılık (13), Taşımacılık Politikası (14), Gümrük Birliği (29), Dış İlişkiler (30) başlıklı fasıllar askıya alınmıştır.

Ayrıca, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), 8 Aralık 2009 tarihli Genel İşler Konseyi toplantısında 6 fasılda ilerleme kaydedilmesini tek taraflı olarak bloke ettiğini ve ilişkilerin normalleşmesi şartına bağladığını beyan etmiştir. Söz konusu beyan ile GKRY, İşçilerin Serbest Dolaşımı (2), Enerji (15), Yargı ve Temel Haklar (23), Adalet, Özgürlük ve Güvenlik (24), Eğitim ve Kültür (26), Dış, Güvenlik ve Savunma Politikası (31) başlıklı fasılları tek taraflı olarak bloke ettiğini açıklamıştır.

Türkiye için 33 fasıldaki tarama süreci 2006 yılında bitmiş olmasına rağmen, 8 faslın tarama sonu raporu Konsey’de beklemekte ve tarama sonu raporları Konsey’de onaylanmadığı için de bu fasıllardaki muhtemel açılış kriterlerinin de resmi olarak Türkiye’ye bildirilmediği anlamına taşımaktadır.[10]

AB Konseyi’nin EK Protokol kararı nedeni hiçbir faslın geçici olarak kapatılamamasının yanında, İşletme ve Sanayi Politikası (20) ve Trans-Avrupa Ağları (21) fasılları teknik olarak kapatılmaya hazır durumda olduğu Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Bakanlığınca ifade edilmektedir. Bakanlık ayrıca, Şirketler Hukuku (6), İşletme ve Sanayi Politikası (20), Trans- Avrupa Ağları (21), Tüketicinin ve Sağlığın Korunması (28), Mali Kontrol (32) başlıklı 5 fasılda kapanış kriterlerinin komisyon tarafından yazılı olarak teyit edildiğini de bildirmektedir (Katılım Müzakerelerinde Mevcut Durum, https://www.ab.gov.tr).

Müzakerelerde mevcut durum Türkiye açısından iç açıcı olmayıp, müzakerelerin yavaş ilerlemesi ve sürekli ek şartların gündeme getirilmesi Türkiye’nin zaman zaman tepkisine neden olmuştur. Son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, müzakerelerin uzamasına tepki göstermiş ve gerekirse müzakere sürecini halkoylamasına götürülebileceğini belirtmiştir. [11]

3. Müzakere Sürecindeki Gelişmeler

Türkiye-AB ilişkilerinde, 2015 yılında özellikle Suriye’deki gelişmelerin düzensiz göç akınlarına yol açması nedeniyle önemli gelişmeler yaşanmıştır.  Somut kararların alındığı 29 Kasım 2015, 7 Mart 2016 ve 18 Mart 2016 Türkiye-AB Zirveleri çerçevesinde ilişkilerin her veçhesinde ivme sağlanmıştır. Zirvelerde, katılım müzakerelerinin yeniden canlandırılması, Türkiye-AB üst düzey diyaloğunun güçlendirilmesi, Vize Serbestisi Diyaloğu sürecinin hızlandırılması, göç yönetiminde yük paylaşımı, terörle mücadelede işbirliği, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi çalışmaları gibi ilişkilerimiz açısından önemli kararlar alınmıştır.

15 Temmuz 2016 tarihindeki hain darbe girişimi sonrasında AB’nin Türkiye’ye karşı sergilediği dayanışma eksikliği ve ülkemizin benimsemek zorunda kaldığı güvenlik odaklı politika ilişkilerimizi olumsuz etkilemiş, bu durum dolaylı olarak müzakere sürecimize de yansımıştır. Nitekim 13 Aralık 2016 tarihli AB Zirvesi Dönem Başkanlığı Sonuçlarında, (Konsey’de karar alınması için gerekli oy birliği sağlanamadığı için Dönem Başkanlığı Sonuçları olarak açıklanmıştır.) “mevcut koşullar altında yeni fasılların müzakereye açılmasının düşünülmediği” belirtilmiştir.

Türkiye-AB ilişkilerinde karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesi için, 26 Mart 2018 tarihinde Varna Zirvesi düzenlenmiştir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, dönemin AB Konseyi Başkan Donald Tusk, Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un katılımıyla gerçekleşen Zirve’de liderler, Türkiye-AB işbirliğinin önemini teyit etmiş ve ülkemizin adaylığını en üst düzeyde vurgulamıştır.

Varna Zirvesi üst düzey diyaloğun yeniden tesisi için önemli bir adım olsa da, 26 Haziran 2018 tarihli Genel İşler Konseyi (GİK) Sonuçları’nda, “ülkemizin AB’den uzaklaşmakta olduğu, katılım müzakerelerimizin fiiliyatta durma noktasına geldiği, yeni fasılların açılmasının veya kapatılmasının düşünülmediği ve Gümrük Birliği’nin güncellemesi müzakerelerinin başlatılmasının öngörülmediği” belirtilmiştir. AB halihazırda bu pozisyonunu korumakta ve AB metinlerinde katılım müzakerelerinin durma noktasına (standstill) geldiği ifade edilmektedir.

2019 yılının ilk yarısı, Türkiye-AB ilişkilerinde olumlu bir gündemle başlamıştır. Nitekim Türkiye-AB Ortaklık Konseyi üç buçuk yıllık bir aradan sonra 15 Mart 2019’da toplanmış, Türkiye 31 Ocak 2019’da Bükreş’te yapılan AB Dışişleri Bakanları Gayriresmi Toplantısına (Gymnich) toplantısına katılmış, AB ile 15 Ocak 2019 tarihinde Yüksek Düzeyli Ulaştırma Diyaloğu Toplantısı, 28 Şubat 2019 tarihinde ise Yüksek Düzeyli Ekonomik Diyalog Toplantısı yapılmış ve Alt Komite toplantıları düzenli aralıklarla gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte, 2019 yılının ikinci yarısında, GKRY ve Yunanistan’ın “Doğu Akdeniz’de ülkemizin ve KKTC’nin meşru hakları hilafına giriştikleri hidrokarbon sondaj faaliyetleri”ne verdiğimiz tepki sonrası AB’nin “Birlik Dayanışması” adı altında ülkemize karşı aldığı kararlar, ardından Suriye’nin kuzeyindeki PKK yapılanmasına karşı meşru tutumumuza yönelik AB’nin ithamları, Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Özellikle AB Dış İlişkiler Konseyi’nin 15 Temmuz 2019 tarihli Karar’la Kapsamlı Hava Taşımacılığı Anlaşması müzakerelerini askıya alması, Ortaklık Konseyi ve Türkiye-AB Yüksek Düzeyli Diyalog toplantılarının yapılmamasını ve 2020 yılı için Katılım Öncesi Yardım Aracı (Instrument for Pre-accession Assistance-IPA) fonlarında kesintiye gidilmesini kararlaştırması ilişkilerimizdeki mevcut güven bunalımını daha da artırmıştır. Buna rağmen, 2019 yılının Eylül ve Ekim aylarında vize serbestisi diyaloğu, katılım öncesi fonların ve Birlik Programları’nın yönetimi ve AB ile çalışmaların koordinasyonu konularında yayımlanan üç genelge, ülkemizin AB sürecindeki çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğünü ortaya koyması açısından önemli olmuştur[12].

4. Müzakere Başlıkları ve Müzakelerde Son Durum

1- Malların serbest dolaşımı

2- İş gücünün serbest dolaşımı

3- Yerleşme hakkı ve hizmet sağlama özgürlüğü

4- Sermayenin serbest dolaşımı

5- Kamu ihaleleri

6- Şirketler hukuku

7- Fikri haklar hukuku

8- Rekabet politikası

9- Bilgi toplumu ve medya

10- Tarım ve kırsal kesim kalkınması

11- Gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı politikası

12- Balıkçılık

13- Ulaştırma politikası

14- Enerji

15- Vergilendirme

16- Ekonomi ve para politikası

17- İstatistik

18- Sosyal politika ve istihdam

19- Şirketler ve sanayi politikası

20- Avrupa üzerinden giden ulaştırma ağları

21- Bölgesel politika

22- Hukuki ve temel haklar

23- Adalet, özgürlük ve güvenlik

24- Bilim ve araştırma

25- Eğitim ve kültür

26- Çevre

27- Tüketim ve sağlık koruması

28- Gümrük birliği

29- Dış ilişkiler

30- Dış güvenlik ve savunma

31- Mali kontrol

32- Mali ve bütçe koşulları

33- Kurumlar

34- Diğer konular

2005 yılından itibaren AB ile katılım müzakerelerinde şimdiye kadar 14 fasıl müzakereye açılmış ancak sadece bir fasıl, Bilim ve Araştırma faslı geçici olarak kapatılmıştır. Yıllara göre açılan fasıllar ise;

2007

  • İşletme ve Sanayi
  • İstatistik
  • Mali Kontrol
  • Trans – Avrupa Ağları
  • Tüketicinin ve Sağlının Korunması

2008

  • Şirketler Hukuku
  • Firki Mülkiyet Hukuku
  • Sermayenin Serbest Dolaşımı
  • Bilgi Toplumu ve Medya

2009

  • Vergilendirme
  • Çevre

2010

  • Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı
  • Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Engellenen Fasıllar

  • İşçilerin Serbest Dolaşımı
  • Yargı ve Temel Haklar
  • Enerji
  • Adalet Özgürlük ve Güvenlik
  • Eğitim ve Kültür
  • Dış, Güvenlik ve Savunma Politikası

Fransa Tarafından Engellenen Fasıllar

  • Tarım ve Kırsal Kalkınma
  • Ekonomik ve Parasal Politika (Bu fasıldaki veto Fransa tarafından kaldırılmış olup, önümüzdeki günlerde müzakerelerin başlaması beklenmektedir)
  • Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu (Bu fasıldaki veto Fransa tarafından kaldırılmış olup, mnümüzdeki günlerde müzakerelerin başlaması beklenmektedir)
  • Mali ve Bütçesel Hükümler
  • Kurumlar

Açılış Kriterleri Yerine Geldiğinde Açılması Mehtemel Fasıllar

  • Kamu Alımları
  • Rekabet Politikası
  • Sosyal Politika ve İstihdam[13] 

GENEL DEĞERLENDİRME VE SON DURUM

AB’nin iç dinamiklerinde yaşanan genel sorunlara karşın, Türkiye’nin tam üyeliği konusunda yine de iyimser olmakta fayda vardır. Bazı teorisyenlerin aksine, AB’nin dağılması mümkün değildir. AB bir “barış projesi“dir. 2. Dünya Savaşı’na kadar sürekli birbirleriyle dini ve çıkar savaşları yaşayan Avrupa ilk kez, 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslarüstü (suprarasyonalist) bir yapıda birleşmiştir. Akademik dilde, ekonomik ve siyasi entegrasyon olarak tanımladığımız bu oluşum, küreselleşme içinde var olan en önemli bölgesel entegrasyondur.

Şu kesindir ki bugün AB’yi yöneten Fransa ve Almanya liderleri, dünyanın aksının Doğu’ya kaydığını ve yükselen değer Türkiye’nin varlığını görememekte, hatta kendilerinin dünyanın merkezinde olduklarını düşünmektedirler. Merkel’in Ekim 2015’de yaptığı açıklama buna en güzel örnektir: Merkel, “Türkiye’nin AB Üyeliğine daima karşı çıktım. Erdoğan’da bunu biliyor.“ Dedi. Buna karşın Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan Başbakan iken, Royters’e verdiği demeçte “beklemekten usandık“ demişti. Hatta Türkiye son dönemde Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girmek istediğini dahi dile getirmişti. Kısaca Türkiye’de AB’siz yoluna devam edeceğinin sinyalini verdi.

Oysa dünyadaki ekonomik ve siyasi sorunlar hızla yerelleşmekten çıkıp, küresel bir sorun haline dönüşmektedir. Bu durumu göremeyen AB’de maalesef vizyon sahibi, ileriyi gören liderler bulunmamaktadır. AB’nin bugünkü hali, Osmanlı Devleti’nin gerileme dönemini andırıyor. Boşuna denmemiş; “Tarih tekerrürden ibarettir.“

Hal böyle olunca da AB-Türkiye ilişkileri heyecanını yitirmiş durumdadır. 2005 yılında, 35 Ana Başlık da açılan müzakerelerin 10 yıl içinde tamamlanması, AB ve Türkiye açısından iyimser tablo gibi görünüyordu. Hatta Türkiye “10 yıla kalmaz AB’ye tam üye oluruz“ diyordu. Ancak gelinen noktada 14 faslın ancak açılması, önümüzdeki 20 yıllık süreçte AB tam üyeliğinin bize ne kadar uzak olduğunu da gösteriyor.

Ayrıca Türk Halkı, AB konusunda hızla olumsuz düşünmeye başlamıştır. Gerek ekonomik alanda, gerekse uluslararası diplomasi arenasında son yıllarda gösterdiği başarılarla özgüvenini yeniden kazanmış olan Türk Halkı, “AB’nin bize ihtiyacı var“ demeye başlamıştır. Bunun en somut örneği ise % 70’lerde olan AB desteğinin, bu günlerde % 38’lere kadar düşmüş olmasıdır.

Şimdilerde tam üyelik müzakereleri “ucu-açık“ (open-ended) devam etmektedir. Lakin son mülteci krizi, Rusya’nın Suriye’de Esat’a destek vermek için IŞID hedeflerini vurması, Ukrayna kaynaklı AB Rusya krizi ve ambargosu, “global dünyanın yeni soğuk savaşını“ yeniden hortlatmıştır.

Sonuç olarak, kesin olan şudur. Avrupa’nın doğal genişlemesi süreci Türkiye ile tamamlanacaktır. Dolayısıyla Avrupa Türkiye’siz-Türkiye Avrupa’sız olamaz.[14]

Av. Ahmet EKİN & Stj. Av. Evrim ÜSTÜNDAĞ

KAYNAKÇA

MAKALE

Akdoğan, Muzaffer; “Avrupa Birliği ve Birlik Üyesi Devletler Arasında Egemenlik İlişkisi”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Yıl: 2016, Cilt: 6, Sayı: 24, s. 55-75. https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/110733 , e.t.: 29.07.2022.

Göçmen, İlke; “Avrupa Birliği İle Türkiye İlişkileri Çerçevesinde Türk Mahkemelerinin Avrupa Birliği Hukuku Karşisindaki Tutumuna Yönelik Bir Öneri: Ab-Dostu Yorum Yöntemi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2016, Cilt: 63, Sayı: 24, s. 131-168. https://dergipark.org.tr/tr/pub/auhfd/issue/42418/510814 , e.t.:01.03.2014

Ülker, İrfan Kaya; “Türkiye – AB İlişkilerinde Temel Anlaşmazlık Konuları”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/turkiye-ab-iliskilerinde-temel-anlasmazlik-konulari-/1760573 , e.t.: 28.03.2020

TEZ 

Mete, Şenol; “Avrupa Birliği Üyelik Koşullarına Uyum: Türkiye Örneği”, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Arel Üniversitesi, İstanbul 2019.

İNTERNET YAYINLARI

Erdoğan: AB Müzakerelerini Referanduma Götürebiliriz, 2016, https://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160623_erdogan_ab_muzakere_referandum , e.t.: 23.06.2016.

Karademir, Musa; “10. Yılında Türkiye’nin AB’ye Tam Üyelik Süreci”, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, https://tasam.org/tr-TR/Icerik/20595/10_yilinda_turkiyenin_abye_tam_uyelik_sureci , e.t.: 12.10.2015.

T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Avrupa Birliği’nin Tarihçesi, 2022, https://www.ab.gov.tr/avrupa-birliginin-tarihcesi_105.html , e.t.: 15.11.2022.

T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Avrupa Birliği’nin Kurumları, 2020, https://www.ab.gov.tr/45641.html , e.t.: 08.05.2020.

T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Katılım Müzakerelerinde Mevcut Durum, 2022, https://www.ab.gov.tr/katilim-muzakerelerinde-mevcut-durum_65.html , e.t.: 15.11.2022.

T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Türkiye-AB İlişkilerinin Tarihçesi, 2023, https://www.ab.gov.tr/turkiye-ab-iliskilerinin-tarihcesi_111.html , e.t.: 10.03.2023.

https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27nin_Avrupa_Birli%C4%9Fi_%C3%BCyelik_s%C3%BCreci , e.t.: 25.09.2022

https://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa_Birli%C4%9Fi_tarihi , e.t.: 27.02.2023

[1]Akdoğan, Muzaffer; “Avrupa Birliği ve Birlik Üyesi Devletler Arasında Egemenlik İlişkisi”, Uluslararası Hukuk ve Politika, Yıl: 2016, Cilt: 6, Sayı: 24, https://search.trdizin.gov.tr/tr/yayin/detay/110733 , e.t.: 29.07.2022, s. 59

[2]T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Avrupa Birliği’nin Tarihçesi, 2022, https://www.ab.gov.tr/avrupa-birliginin-tarihcesi_105.html , e.t.: 15.11.2022.

[3]https://tr.wikipedia.org/wiki/Avrupa_Birli%C4%9Fi_tarihi , e.t.: 27.02.2023

[4]T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Avrupa Birliği’nin Kurumları, 2020, https://www.ab.gov.tr/45641.html , e.t.: 08.05.2020.

[5]Mete, Şenol; “Avrupa Birliği Üyelik Koşullarına Uyum: Türkiye Örneği”, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Arel Üniversitesi, İstanbul 2019, s. 33.

[6]Göçmen, İlke; “Avrupa Birliği İle Türkiye İlişkileri Çerçevesinde Türk Mahkemelerinin Avrupa Birliği Hukuku Karşisindaki Tutumuna Yönelik Bir Öneri: Ab-Dostu Yorum Yöntemi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl: 2016, Cilt: 63, Sayı: 24, s. 131-168. https://dergipark.org.tr/tr/pub/auhfd/issue/42418/510814 , e.t.:01.03.2014, s. 158.

[7]https://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye%27nin_Avrupa_Birli%C4%9Fi_%C3%BCyelik_s%C3%BCreci , e.t.: 25.09.2022

[8]Ülker, İrfan Kaya; “Türkiye – AB İlişkilerinde Temel Anlaşmazlık Konuları”, Anadolu Ajansı, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/turkiye-ab-iliskilerinde-temel-anlasmazlik-konulari-/1760573 , e.t.: 28.03.2020.

[10]T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Katılım Müzakerelerinde Mevcut Durum, 2022, https://www.ab.gov.tr/katilim-muzakerelerinde-mevcut-durum_65.html , e.t.: 15.11.2022.

[11]Erdoğan: AB Müzakerelerini Referanduma Götürebiliriz, 2016, https://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160623_erdogan_ab_muzakere_referandum , e.t.: 23.06.2016.

[12]T.C. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Başkanlığı, Türkiye-AB İlişkilerinin Tarihçesi, 2023, https://www.ab.gov.tr/turkiye-ab-iliskilerinin-tarihcesi_111.html , e.t.: 10.03.2023.

[13] https://tasam.org/tr-TR/Icerik/20595/10_yilinda_turkiyenin_abye_tam_uyelik_sureci

[14]Karademir, Musa; “10. Yılında Türkiye’nin AB’ye Tam Üyelik Süreci”, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, https://tasam.org/tr-TR/Icerik/20595/10_yilinda_turkiyenin_abye_tam_uyelik_sureci , e.t.: 12.10.2015.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu