Aile (Boşanma) Hukuku

Nafaka Sadece Babadan Mı Alınır?

Baba yerine üst soy olan dededen de nafaka istenebilmektedir.

YARGITAY 3. Hukuk Dairesi Esas No: 2014/20406 Karar No: 2014/17028 Karar Tarihi: 22.12.2014

Türk Medeni Kanunu madde 182/II: “Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.”

Boşanma kararı sonrası hakim, çocuğun velayetini eşlerden bir tanesine vermektedir. Çocuğun velayeti hangi eşe verilmiş ise çocuğun bakımını o üstlenmiş olacaktır. Ancak çocuğun bakım, eğitim gibi giderleri sadece velayeti alan eşe ait olmayacaktır. Velayet verilmeyen eş de çocuğun bakımına, eğitimine ve diğer ihtiyaçları için giderlerine katılmalıdır. Söz konusu bu giderlerin ödenmesi için verilen nafakaya iştirak nafakası denmektedir. Nafaka vermekle yükümlü anne, babanın ölmesi ya da nafakayı ödeyecek durumda olmaması halinde üst soylardan yani anneanne, babaanne ve dededen de nafaka istenebilmektedir.

YARGITAY 3. Hukuk Dairesi

Esas No: 2014/20406

Karar No: 2014/17028

Karar Tarihi: 22.12.2014

Özet:

Dava, velayeti anneye verilmiş olan küçük için nafaka istemine ilişkindir. Mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve uyuşmazlık hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Dava:

Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Karar:

Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili ile davalılardan C. G. K.’ın boşandıklarını, ancak boşanma davasında velayeti müvekkiline verilen müşterek çocuk M. C. için nafaka talep edilmediğini, müşterek çocuğun otizm rahatsızlığı nedeniyle özel okulda eğitim gördüğünü, giderlerinin tamamının müvekkili tarafından karşılandığını, davalı C. G. K.’ın kısıtlanması nedeniyle mal varlığının bulunmadığını, babası olan diğer davalının ise yörenin sayılı işadamlarından olduğunu ileri sürerek; müşterek çocuk için davalı baba C. G. K. ve davalı dede A. K.’ın aylık 5.000 TL iştirak nafakasını müştereken veya müteselsilen ödemelerine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinden A. K.’ın, diğer müvekkili C. G. K.’ın vasisi olduğunu, vasinin doğrudan davanın tarafı olamayacağını, bu nedenle müvekkili A. O. yönünden husumet itirazında bulunduklarını, esas yönünden ise müvekkili C. G. K.’ın işsiz olup tüm ihtiyaçlarının diğer müvekkili A. O. tarafından karşılandığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece; iştirak nafakası yükümlüsü olan davalı C. G. K.’ın kısıtlandığı, bu kişi hakkında açılan davada vasi olan kişinin kanuni temsilci olarak gösterilmesi ve dava ile ilgili tebligatların bu sıfatla ilgiliye karşı yapılması gerektiği, davanın ise kısıtlı nafaka yükümlüsü ve vasinin davalı olarak gösterilmesi suretiyle açıldığı, bu nedenle davalıların pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, velayeti anneye verilmiş olan küçük için nafaka istemine ilişkindir.

TMK.nun 14.maddesi hükmüne göre; kısıtlıların fiil ehliyeti yoktur. Bundan dolayı, kısıtlıların dava ehliyeti de yoktur (HMK. md. 51).

Dava ehliyeti olmayan bir kısıtlıya karşı açılan dava dilekçesinde; davalı olarak kısıtlının, temsilcisi olarak da kanuni temsilcisinin adı, soyadı ve adresi yazılır.

Bu şekilde açılan bir davada, kanuni temsilci taraf değildir. Taraf, kanuni temsilci tarafından temsil edilen kısıtlıdır. Kanuni temsilci ise, taraf olan kısıtlının temsilcisidir.

Öte yandan, TMK.nun 365.maddesi; yardım nafakası davasının, mirasçılıktaki sıra gözönünde tutularak açılacağını hükme bağlamıştır. Buna göre, nafaka yükümlüsü babanın ölmüş olması veya bakma gücünün olmaması üzerine bir üst zümrede yeralan dededen de nafaka istenebilir.

Bu açıklamalar ışığında dava dilekçesi incelendiğinde, birinci davalı olarak küçüğün babası olan kısıtlı C. G.’in gösterildiği, kanuni temsilcisi olarak da vasisi olan A. O.’ın adı, soyadı ve adresinin yazıldığı, ikinci davalı olarak ise küçüğün dedesi olan A. O.’ın gösterildiği anlaşılmaktadır.

Diğer bir anlatımla, davanın TMK.nun 328.maddesi uyarınca davalı C. G.’e, TMK.nun 365.maddesi uyarınca ise davalı A.O.’a yöneltildiği, bu durumda davalı tarafın husumet itirazının yerinde olmadığı açıktır.

O halde mahkemece; davada husumetin doğru kişilere yöneltildiği gözetilerek, işin esasına girilmesi ve uyuşmazlık hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Sonuç:

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 22.12.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu