Evlilik akdi kurulurken iyi niyetli olmayan kişi, ölen eşin mirasçısı olamaz

Evlilik akdi kurulurken iyi niyetli olmayan kişi, ölen eşin mirasçısı olamaz

Kategori: Miras ve Mirasçılık Hukuku

0 Yorum 1536 Gösterim

Evlilik akdi kurulurken iyi niyetli olmayan kişi, ölen eşin mirasçısı olamaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2011/7-695 Esas, 2011/673 Karar, 02.11.2011 Tarih

4721 sayılı TMK’nun, 159.maddesinin ikinci fıkrasına göre mirasçılığın devam edebilmesi için evlilik akdinin kurulması anında eşin iyi niyetli olması gerektiği belirtilmiştir. Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır.

Evliliğin mutlak butlanla sakat olması durumunda sağ kalan eşin evlilik akdinin kurulması sırasında iyi niyetli olmadığı, eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer ve hukuki yararı olanlar tarafından açılan mutlak butlan davasında kanıtlanmalıdır. Eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından mutlak butlan davası açılmamışsa, sağ kalan eş evliliğin kurulması anında iyi niyetli sayılır. Butlan davası neticesinde evliliğin kötü niyetli olarak gerçekleştirildiği sonucuna varılır ise sağ kalan eş mirasçı sıfatını kaybeder.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2011/7-695 Esas ve 2011/673 karar sayılı ilamı evlilik birliğinin kurulması sırasında iyi niyetli olmayan eşin mirasçı sıfatını haiz olmayacağının altını çizmiştir.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

Esas Numarası: 2011/7-695

Karar Numarası: 2011/673

Karar Tarihi: 02.11.2011

EVLENME ENGELİ OLARAK HISIMLIK

MUTLAK BUTLANLA BATIL OLAN EVLENMELER

MUTLAK BUTLAN DAVASI AÇMA GÖREVİ VE HAKKI

MUTLAK BUTLAN DAVA HAKKININ SINIRLANMASI VE KALKMASI

ÖZETİ: Davacı mirasçı, murisi L. A.’nın ölümünden sonra 27.07.2006 tarihinde açtığı dava ile muris ile davalının evliliğinin butlanına karar verilmesini istemiş; Uşak Aile Mahkeme’sinin 15.11.2006 gün ve 2006/693-920 sayılı kararı ile murisle davalının evliliğinin mutlak butlan ile batıl olduğuna karar verilmiş; bu karar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 31.03.2008 gün ve 2007/4433 E., 2008/4331 K. sayılı ilamı ile onanarak, 20.05.2008 tarihinde kesinleşmiştir. Her ne kadar, evliliğin butlanına dair karar ileriye dönük olarak sonuç doğurur, geçmişe etkili olmaz ise de, yukarıda da ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere, 4721 sayılı TMK’nun, 159.maddesinin 2. cümlesinde, mirasçılığın devam edebilmesi için, evlilik akdinin kurulması anında eşin iyi niyetli olması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Bu sebeple butlan davası sırasında eşlerden birinin ölmesinin yanı sıra eşlerden birinin ölümünden sonra butlan davası da açılmış olması durumunda da sağ kalan eşin mirasçı olması asıldır. Sağ kalan eşin evlilik akdinin kurulması anında iyi niyetli olmadığı, eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından açılan mutlak butlan davasında kanıtlanmalıdır. Eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından mutlak butlan davası açılmamışsa, sağ kalan eş evliliğin kurulması anında iyi niyetli sayılır. Eldeki davada, davalının annesi ile muris, yıllarca karı-koca hayatı yaşamış; tarafların boşanmasından sadece altı gün sonra, muris ile davalı evlenmiştir. Olayların oluş silsilesi ve hayat deneyimleri dikkate alındığında, murisin eski eşinin kızı olan davalının muris ile olan evlenme akdinin kurulması anında, murisin daha önceden öz annesi ile evli olduğunu bilmemesi düşünülemez. O halde, evlilik akdinin kurulması anında davalının iyi niyetli olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, evlilik akdinin kurulduğu anda iyiniyetli olmayan davalı, mirasçı da olamaz. Hal böyle olunca, yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksine gerekçelerle davanın reddedilmiş olması doğru değildir.

Taraflar arasındaki ‘‘mirasçılık belgesinin iptali’‘ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Uşak 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 04.12.2008 gün ve 2008/1111 E., 2008/2050 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 10.03.2011 gün ve 2010/4637 E., 2011/1411 K. sayılı ilamı ile;

(...Dava, mirasçılık belgesinin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, miras bırakan L. A.'ın evlatlığı ve tek mirasçı kendisi olduğu halde, miras bırakanın davalı ile evli görüldüğünü ve mirasçılık belgesinde pay verildiğini, oysa miras bırakan L. A.’ın davalının annesi Z. ile evli iken anlaşmalı biçimde 13.06.2003 tarihinde boşandığını, boşanmadan altı gün sonra davalı ile evlendiğini, evlilik tarihinden on gün sonra da öldüğünü, Türk Medeni Kanunu’nun 129/2 maddesine göre, miras bırakan ile davalının evliliğinin mutlak butlan sebebine dayalı iptal davası açtıkları ve evliliğin iptaline karar verildiğini belirterek önceki günlü mirasçılık belgesinin iptalini istemiştir.

Davalı, miras bırakanın kendisi ile evlendikten sonra öldüğünü T.M.K 156. maddesine göre, batıl bir evliliğin ancak hakimin kararıyla sona ereceğini ve hakimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, miras bırakan L. A.’ın evli iken vefat ettiğini, T.M.K'nın 156.maddesi uyarınca, davalının mirasçılık sıfatının bulunduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir.

Dava dosyası ve eklerinin incelenmesinde; miras bırakan L. A.’ın 30.06.2006 tarihinde davalı E. D. Arınç ile evli iken vefat ettiği, davalı tarafından Uşak Sulh Hukuk Mahkemesinden 05.07.2006 tarih 2006/1286 E.- 2006/1181 K. sayılı mirasçılık belgesinin alındığı, bu ilamda davacıya üç pay davalıya bir pay verildiği, davacı tarafından Uşak Aile Mahkemesine 26.07.2006 tarihinde açılan mutlak butlan sebebine dayalı iptal davasının kabul edilerek evliliğin iptaline karar verildiği, bu kararın 21.05.2008 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Türk Medeni Kanunu’nun 159. maddesinde evlenmenin butlanını dava etme hakkının mirasçılara geçmeyeceği ancak mirasçıların açılmış bir davayı sürdürebileceği dava sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eşin, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybedeceği düzenlenmiştir. Bu yasal düzenleme uyarınca, sağ kalan davalı eşin, evliliğin akdi sırasında iyi niyetli olup olmadığının tespiti gerekir. Miras bırakanın önce davalının annesi ile evlenip boşanması ve altı gün sonra davalı ile evlenmesi göz önüne alındığında, davalının bu durumu bilmeden evliliği gerçekleştirmesi hayatın olağan akışına terstir. Şu halde davalının evliliğin icrası sırasında iyi niyetli olmadığı dolayısıyla mirasçı olamayacağı kuşkusuzdur, ...)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, mirasçılık belgesinin iptali istemine ilişkindir.

Mahkemece, muris L. A.’ın evli iken vefat ettiği, 4721 saylı TMK’nun 156.maddesi uyarınca, davalının mirasçılık sıfatının bulunduğu kabul edilerek, davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin temyizi üzerine bu karar, Özel Daire’ce yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; davacı vekili, hükmü temyize getirmiştir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların ortak murisi L. A. ile davalı arasındaki evliliğin, murisin ölümünden sonra butlan ile sona ermesine karşın, davalının mirasçı olabilmesi için evlilik akdinin kurulduğu anda iyi niyetli olmasının gerekip gerekmediği; burada varılacak sonuca göre, mirasçılık belgesinin iptaline karar verilip verilmeyeceği, noktalarında toplanmaktadır.

Hemen burada ‘‘butlan’‘ kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır:

Borçlar Hukukumuzda, hukuki işlemlerin geçerlilik şartlarından, kamu düzenini ilgilendirecek düzeyde olanların eksikliği halinde, anılan işlemin butlanından söz edilir ki, bu durum işlemin kendiliğinden ve baştan itibaren (geçmişe etkili olarak) geçersiz olmasına, hiç bir hüküm ve sonuç doğuramamasına yol açar.

İşlemin geçersiz olması için herhangi bir dava açmaya gerek bulunmayıp, işlem taraf iradesi ile yahut belirli bir sürenin geçmesiyle de geçerlilik kazanmaz. Ancak taraflar isterlerse işlemin batıl olup olmadığını bir tespit davası ile tespit ettirebilirler.

Öte yandan, kural olarak mahkeme herhangi bir işlemin batıl olduğunu tespit ederse, bu karar ileriye etkili (ex nunc) olduğu kadar geçmişe de etki eder (makable de şamil olur). Yani böyle bir işlem hiç bir zaman yapılmamış sayılır.

Ne var ki, ‘‘Aile Hukuku’‘nda, ‘‘Borçlar Hukuku’‘ndaki bu kuraldan ayrık ve özel bir düzenleme getirilmiştir. Şöyle ki:

Geçerli şekilde kurulmayan evlilikler yok hükmündedir.

Buna karşılık butlan hallerinde evlilik kurulmuştur ama geçerli bir şekilde kurulmamıştır.

Geçersiz şekilde kurulan evlilik kendiliğinden sonlanmamaktadır. Bunun için mutlaka bir mahkeme kararı gereklidir.

Öteki deyişle, evlenmenin batıl olduğu hallerde evlenme, bu geçersizliğe rağmen kurulmuştur; sonradan bir dava ile ortadan kaldırılmadıkça varlığını sürdürür. Batıl bir evlilik, hâkim kararı ile ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir evliliğin doğurduğu hukuki sonuçları tümüyle doğurur.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK)’nun 156. maddesinde:

‘‘Mutlak butlan halinde bile evlenme, hâkim kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.’‘

düzenlemesi yer almakta; mutlak butlanın söz konusu olduğu halde dahi hakim kararına kadar, bu evliliğin geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğuracağı açıkça kabul edilmektedir.

Görüldüğü üzere, evlenmenin butlanı bu yönüyle Borçlar Hukukuna tabi işlemlerinin butlanından açıkça ayrılmaktadır.

Öte yandan, hâkimin evlenmenin butlanına karar verebilmesi için bu hususta dava hakkına sahip olan kimselerin butlan davası açmış olmaları şarttır. Burada hâkim, Borçlar Hukuku işlemlerinin butlanında olduğu gibi açılmış olan başka bir davada evlenmenin butlanını gerektirecek sebeplerin varlığını tespit etse bile, bunları kendiliğinden (re’sen) gözeterek butlana hükmedemez.

Evlenmenin yokluğu, Medenî Kanun’da açıkça düzenlenmediği halde, evlenmeye ilişkin butlan sebepleri kanunda tahdidi (tüketici/sınırlı) olarak belirtilmiştir. Evlenmenin butlanı açısından bu sebepler sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesine tabi olup, kanunda açıkça öngörülmemiş bir sebebe dayanılarak evlenmenin butlanına karar verilemez (TMK’nun 145.maddesi).

Medenî Kanun’da düzenlenmiş bulunan butlan hallerinin hepsinde evlenmenin geçersizliği aynı ağırlıkta değildir. Bu nedenle evlenmenin butlanı doktrinde ve uygulamada, ‘‘mutlak butlan’‘ ve ‘‘nispi butlan’‘ olarak ikiye ayrılır.

Bilindiği üzere kesin olan evlenme engelleri evlenmeyi mutlak butlanla sakatlamakta; istisnalar dışında mutlak butlanla sakat olan evlilik, kural olarak kamu düzenini zedelediğinden sakatlık herkesi ilgilendirmektedir.

Mutlak butlan davasının, kimler tarafından açılabileceği ise, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 146.maddesinin birinci fıkrasında, mutlak butlan davasının ‘‘Cumhuriyet Savcısı’‘ tarafından re’sen açılacağı; ikinci fıkrasında ise, bu davanın ‘‘ilgisi olan herkes’‘ tarafından da açılabileceği hükme bağlanmıştır.

Dava açma hakkı olan kimselerin kimler olduğu kanunda açıkça belirtilmemiştir. Doktrinde ve uygulamada, ‘‘ilgili olan herkes’‘ kavramından ‘‘evlenmenin iptaline madden ya da manen ilgisi olan (menfaati bulunan) kimselerin’‘ anlaşılması gerektiği ifade edilmektedir. O halde, eşlerden biri, onların ana ve babaları, mirasçıları ile vasileri ‘‘ilgili’‘ sayılırlar.

Açılacak olan butlan davası herhangi bir süreye bağlı değildir. Dolayısıyla tarafların beraber geçirdikleri zaman, batıl evlenmeyi geçerli hale getirmez.

Evlenmenin mutlak butlanına yol açan sebepler aynı zamanda birer ‘‘kesin evlenme engeli’‘dir.

4721 sayılı TMK’nun 145.maddesinde mutlak butlan sebepleri; ‘‘mevcut evlilik’‘, ‘‘yasak derecede hısımlık’‘, ‘‘ayırt etme gücünden sürekli yoksunluk’‘ ve ‘‘evlenmeye engel derecede akıl hastalığı’‘ olarak sayılmıştır.

Aynı Kanunun 129.maddesinde öngörülen, hısımlık derecesi kesin evlenme engellerinden olup, bu hısımlığa rağmen yapılan evlilik mutlak butlanla sakatlanmaktadır. Eşlerin evlenmesi sırasında kanunda öngörülen derecede hısımlığın bulunması halinde, yapılan evlilik mutlak butlanla batıl olacağından, sözü geçen hısımlık yapılacak evlilik için kesin evlenme engeli oluşturmaktadır.

Evliliğin, TMK’nun 148 ila 151. maddelerinde sayılan sebeplerden birisi nedeniyle sakat olması halinde nispi butlandan söz edilir ve evliliğin sona erdirilebilmesi sonucunu doğurur. Bu yönüyle nispi butlan, mutlak butlanla benzerlik arz eder. Ayrıca, nispi butlanda süreç tamamlandığında evlilik ileriye etkili olarak son bulur.

Geçersizliğin her ilgili tarafından ileri sürülebileceği hallerde mutlak butlan, yalnızca belirli kişiler tarafından ileri sürülebileceği hallerde nispi butlandan söz edilir.

Nitekim nispi butlan, bireysel çıkarları koruyan geçerlilik şartının gerçekleşmemiş olması halinde hukuki işlemin, korunması amaçlanan tarafın irade açıklamasıyla ortadan kaldırılması (geçersizliğin uyandırılması) olarak tanımlanmaktadır.

Evlenmenin nispi butlanına yol açan sebepler de kanunda tahdidi olarak sayılmıştır. Bu sebeplerin dışındaki bir sebeple nispi butlana dayanılarak evliliğin iptali istenemez. Nispi butlanı, mutlak butlandan ayıran en önemli fark nispi butlan sebeplerinin kamu düzenini ilgilendirmemesidir.

Nispi butlan sebepleri kanunda, evlenme esnasında ‘‘ayırt etme gücünden geçici yoksunluk’‘, ‘‘irade fesadı halleri (hata, hile, korkutma)’‘, ve sınırlı ehliyetsizler açısından ‘‘yasal temsilcinin rızasının bulunmaması’‘ şeklinde sayılmıştır.

Nispi butlan davası açma hakkı belirli sürelere bağlıdır. Bu süre iptal nedenini öğrendikten veya korkutmanın ortadan kalkmasından itibaren altı ay ve en çok evlenme akdinden itibaren 5 yıldır (TMK’nun 152.maddesi). Bu süreler içerisinde dava açılmazsa iptal davası açma hakkı düşer ve artık evlilik geçerli bir evlilik gibi süreklilik kazanır.

Butlan kararı sonuçlarının, Türk Medeni Kanunun da ayrıntılı bir şekilde değil de genel olarak boşanma hükümlerine atıf yapılarak düzenlendiği görülmektedir.

Gerek mutlak butlan, gerekse nispi butlan davaları hukuki nitelikleri itibariyle bir ‘‘tespit davası’‘ değil, ‘‘bozucu yenilik doğuran dava’‘lardır. Zira batıl evlenme, davanın sonunda verilecek kararla ileriye etkili olarak sonuç doğuracak şekilde iptal edilmektedir.

Batıl bir evlenmenin ortadan kaldırılması için açılması şart olan ‘‘butlan davası’‘ sonunda hâkimin, evliliğin ortadan kaldırılması konusunda verdiği karara ‘‘iptal kararı’‘ denilir ki, bu karar da hukuki niteliği itibariyle ‘‘yenilik doğuran karar’‘dır.

Butlan davasında davacı, mahkemeden dava konusu evlenmenin batıl olduğunu ve bu sebeple ortadan kaldırılması gerektiğini talep eder. Bu açıdan mutlak veya nispi butlan davalarında davacı tarafından talep edilen husus mevcut bir hukuki durumun ortadan kaldırılmasıdır(TMK’nun 156.maddesi).

Öteki deyişle, butlan davası sonunda hâkimin vereceği ‘‘yenilik doğuran iptal kararı’‘ ile, her ne kadar geçersiz de (batıl da) olsa mevcut olan bir evlenme işlemi ve evlilik ilişkisi sona ermekte; var olan bir hukuki durum ortadan kalkmaktadır. Bu yönüyle hâkimin iptal kararı ‘‘bozucu yenilik doğuran’‘ bir karar niteliğindedir.

4721 sayılı TMK’nun 156.maddesinin ikinci cümlesi hükmü gereğince, mutlak butlan ya da nispi butlanla sakat olan evliliğin hakim kararıyla sonlandırılması halinde kararın kesinleştiği tarih itibariyle butlan kararı ileriye etkili olur. Dava açılmış olsa bile evlenme, kararın kesinleşme tarihine kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.

Öteki deyişle, iptal kararı, evlenme ile iptal kararının kesinleşmesi arasındaki süre içerisinde doğmuş olan geçerli bir evliliğe ilişkin hüküm ve sonuçları ortadan kaldırmaz. Her ne kadar iptal kararı, evliliği sona erdirse de bu karar geçmişe etki etmeyeceği için, karardan önce meydana gelen hüküm ve sonuçlar ortadan kalkmaz.

Bu maddenin sonucu olarak, evlenmenin mutlak veya nispi butlanla geçersiz olması halinde dahi, evlilik devam ettiği müddetçe eşlerin mirasçılığını etkilemez.

Ancak batıl bir evliliğin iptali amacıyla butlan (iptal) davası açılmış ve eşlerden her ikisi de hayattaysa, iptal kararının kesinleşmesiyle evlilik tıpkı boşanmada olduğu gibi ileriye etkili olarak sona ereceğinden eşlerin artık birbirlerine mirasçı olmaları söz konusu olmaz. Bu durumda eşlerin mirasçılık sıfatı ortadan kalkar.

Eşlerden biri henüz iptal davası açılmadan önce ölürse, sağ kalan eş onun mirasçısı olacaktır. Zira evlilik ölümle sona ermiştir ve batıl da olsa geçerli bir evliliğin tüm sonuçlarını doğurmaktadır (TMK madde 156/c.2 ). Bu durumda ölen eşin mirasçılarının (şayet evlenme nispi butlanla geçersizse) evlenmenin iptalini sağlamak yönünde butlan davası açma hakları bulunmamaktadır (TMK madde 159/c.1).

Ancak miras bırakan (ölen eş) ile sağ kalan eş arasındaki evlenme ‘‘mutlak butlan’‘ sebeplerinden biriyle sakatlanmışsa, ölen eşin mirasçıları evlenmenin butlanı nedeniyle (TMK madde 147, f.1, c.2) iptal davası açabilirler ve bunun sonuçlarından doğrudan yararlanırlar.

Mutlak butlanla batıl bir evlenmenin iptalini istemekte ölen eşin mirasçılarının doğrudan menfaati bulunmaktadır. Dolayısıyla bu kimseler 4721 sayılı TMK’nun 146 ve 147.maddeleri anlamında ‘‘ilgili’‘ sıfatına ve doğrudan dava hakkına sahiptirler. Bu kimseler iptal davasını, ölen eşin dava hakkına değil, doğrudan kendi dava haklarına dayanarak açmaktadırlar.

Öteki deyişle, TMK’nun 159. maddesinin birinci cümlesinde öngörülen ‘‘dava hakkının mirasçılara geçmeyeceği’‘ hükmü, mutlak butlanla sakat bir evlenmenin iptalinde ‘‘ilgililer’‘ yönünden uygulanmayacaktır. 4721 sayılı TMK’nun bu hükmü; 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 127.maddesi karşılığı olduğundan mutlak butlanla değil de nispi butlanla ilgili olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu yönü ile TMK’nun 159 ve 147.maddesi hükümleri birbirleriyle çelişmemektedir.

743 sayılı Medenî Kanun’un yürürlük döneminde, iptal davası açıldıktan sonra ve fakat iptal kararı kesinleşmeden önce (dava devam ettiği sırada) eşlerden birinin ölmesi durumunda sağ kalan eşin ölene mirasçı olup olmayacağı hususu tartışmalıydı. Bir görüşe göre, -butlan kararının kesinleşmesinden önce eşlerden biri ölürse sağ kalan eşin ancak iyi niyetli olması hâlinde ona mirasçı olabileceği, kötü niyetli ise artık ölen eşe mirasçı olamayacağı kabul ediliyordu. Bu görüş temelinde, 743 sayılı Medenî Kanun’un 126.maddesinin, ‘‘hüsnüniyetle evlenen kadın, feshine hükmedilmiş olsa bile evlenme ile iktisap ettiği vaziyeti muhafaza eder.’‘ hükmüne dayanmaktaydı. Diğer görüş ise, butlan kararının kesinleşmesinden önce eşlerden birinin ölmesi hâlinde sağ kalan eşin, ister iyi niyetli ister kötü niyetli olsun mirasçılık sıfatını kazanacağı, zira iptal kararının mirasçılığı engellemesinin ancak kesinleştiği tarihten itibaren mümkün olacağı yönünde idi.

İşte 4721 sayılı Medenî Kanun’un 159.maddenin 2. cümlesi ile bu tartışmalara son verilmiş; anılan maddenin, 2.cümlesinde açıkça ‘‘Dava sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.’‘ hükmü getirilmiştir.

Bu açık düzenleme karşısında artık, butlan davası devam ettiği sırada eşlerden birinin ölmesi üzerine onun mirasçıları tarafından devam ettirilen dava sonunda sağ kalan eşin iyi niyetli olmadığı anlaşılırsa, onun mirasçı olmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu esas kıyasen sağ kalan eş lehine, ölen eş tarafından yapılmış ölüme bağlı tasarruflar açısından da uygulanır.

Kural olarak, butlan davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olmayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.

Bu kural, hem mutlak butlan halinde hem de onun daha hafif bir hali olarak kabul edilen, nispi butlan halinde uygulanmaktadır.

Eş ölmeden önce nispi butlan davası açmış olup, dava sırasında ölmüş ise; davaya mirasçıları tarafından halef sıfatıyla devam edilmesi halinde, mirasçıların sürdürdükleri dava artık bir nispi butlan davası değil, davalı eşin iyi niyetli olmadığının tespiti davası sayılır.

Öteki deyişle, evlenmenin nispi butlanının dava etme hakkı olan eş dava açmadan önce ölmüşse, bu hak mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar sadece açılmış olan nispi butlan davasını sürdürebilirler.

Evlenmenin mutlak butlanında ise mirasçıların kendi adlarına dava açma hakları bulunmakla, muris davadan önce vefat etse de mirasçıların bunu dava etme olanakları vardır.

Mutlak butlan davası ya da tespit davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olduğu anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçılık sıfatını korur.

Ne var ki, mutlak butlan davası ya da tespit davası sonucunda evlenme sırasında iyi niyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş yasal mirasçılık sıfatını da kaybeder.

Somut olaya gelince:

Muris L. A’ın davalının öz annesi Z. A. ile 08.01.1996 tarihinde resmen evlendiği, tarafların 13.06.2003 tarihinde anlaşmalı olarak boşanarak aynı gün kararı kesinleştirdikleri, bu tarihten sadece altı gün sonra 19.06.2003 tarihinde muris ile davalı E. D. A.’ın resmen evlendikleri, murisin davalı ile evli iken 30.06.2006 tarihinde öldüğü, bunun üzerine davalının Uşak Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.07.2006 gün ve 2006/1286 E., 2006/1181 K. sayılı kararı ile mirasçılık belgesi aldığı, bu belgeye göre, davacı ve davalının muris L. A. mirasçıları olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

Davacı mirasçı, murisi L. A.’nın ölümünden sonra 27.07.2006 tarihinde açtığı dava ile muris ile davalının evliliğinin butlanına karar verilmesini istemiş; Uşak Aile Mahkeme’sinin 15.11.2006 gün ve 2006/693-920 sayılı kararı ile murisle davalının evliliğinin mutlak butlan ile batıl olduğuna karar verilmiş; bu karar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 31.03.2008 gün ve 2007/4433 E., 2008/4331 K. sayılı ilamı ile onanarak, 20.05.2008 tarihinde kesinleşmiştir.

Her ne kadar, evliliğin butlanına dair karar ileriye dönük olarak sonuç doğurur, geçmişe etkili olmaz ise de, yukarıda da ayrıntılı bir şekilde açıklandığı üzere, 4721 sayılı TMK’nun, 159.maddesinin 2. cümlesinde, mirasçılığın devam edebilmesi için, evlilik akdinin kurulması anında eşin iyi niyetli olması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.

Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır.

Bu sebeple butlan davası sırasında eşlerden birinin ölmesinin yanı sıra eşlerden birinin ölümünden sonra butlan davası da açılmış olması durumunda da sağ kalan eşin mirasçı olması asıldır. Sağ kalan eşin evlilik akdinin kurulması anında iyi niyetli olmadığı, eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından açılan mutlak butlan davasında kanıtlanmalıdır. Eşlerden birinin ölümünden sonra ilgililer tarafından mutlak butlan davası açılmamışsa, sağ kalan eş evliliğin kurulması anında iyi niyetli sayılır.

Eldeki davada, davalının annesi ile muris, yıllarca karı-koca hayatı yaşamış; tarafların boşanmasından sadece altı gün sonra, muris ile davalı evlenmiştir. Olayların oluş silsilesi ve hayat deneyimleri dikkate alındığında, murisin eski eşinin kızı olan davalının muris ile olan evlenme akdinin kurulması anında, murisin daha önceden öz annesi ile evli olduğunu bilmemesi düşünülemez. O halde, evlilik akdinin kurulması anında davalının iyi niyetli olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, evlilik akdinin kurulduğu anda iyiniyetli olmayan davalı, mirasçı da olamaz.

Hal böyle olunca, yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksine gerekçelerle davanın reddedilmiş olması doğru değildir.

O halde, mahkemece, yukarıda açıklanan ilave gerekçelerle Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen ‘‘Geçici madde 3’‘ atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 02.11.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

ÖNEMLİ UYARI

Dijital platformlarımızdaki (web siteleri, sosyal medya hesapları vs.) her türlü içeriğin telif hakkı Ekin Hukuk Bürosu adına Avukat Ahmet EKİN’e aittir. İçeriklerin kopyalanarak, özetlenerek veyahut başkaca herhangi bir şekilde izinsiz kullanılması halinde, ilgili şahıslar hakkında yasal yollara başvurulmaktadır.

Çalışmalarının dijital platformlarımızda yayımlanmasını isteyen kişiler, yazımlarını özgeçmişleriyle birlikte ekin@ekinhukuk.com.tr elektronik posta adresine gönderebilirler.

Sosyal Medya

Ad Soyad (*)
E-Posta
Yorumunuz (*)
HEMEN ARA WHATSAPP'TAN YAZ